29 Ekim
Ekim 27th, 2008
->

Cumhuriyet’imizin 85.yılı hepimize kutlu olsun.
Mustafa Kemal PaÅŸa, Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni saÄŸlaması için Osmanlı Devleti’nin bir gemisi ile 19 Mayıs 1919′da Samsun’a gönderildi. Ülkenin çoÄŸu ilinde kongreler düzenledi. “Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi, yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır.” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcileri (milletvekilleri), 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplandı. Meclis, Mustafa Kemal PaÅŸa’yı “Meclis BaÅŸkanı” olarak seçti. Mustafa Kemal PaÅŸa’nın önderliÄŸinde Büyük Millet Meclisi, Türk KurtuluÅŸ Savaşı’nı baÅŸlattı. Halk ve düzenli ordular düşmana karşı savaÅŸ verdiler, omuz omuza mücadele ettiler.
KurtuluÅŸ Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasını takiben 1 Kasım 1922′de TBMM saltanatı laÄŸvetti. PadiÅŸah Vahdettin “vatan haini” ilan edildi ve yurdu terk etti.
24 Temmuz 1923 tarihinde, İsviçre’nin Lozan ÅŸehrinde, Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri tarafından Lozan Barış AntlaÅŸması imzalanmıştır. Bu antlaÅŸma ile yeni bir devletin temelleri atılmıştır. Fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiÅŸtir.
Lozan’ın kabulü ve barışın saÄŸlanması ile geride Türk Devleti’nin siyasal yapısını belirleyecek devlet ÅŸeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.’nin varlığı ile egemenliÄŸin kayıtsız - ÅŸartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuÅŸtu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı PadiÅŸah’a dinsel ve geleneksel baÄŸlarla baÄŸlıydılar. PadiÅŸah’ın iÅŸgal ettiÄŸi Saltanat - Hilafet makamı yüzyıllardır kökleÅŸmiÅŸ bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de OsmanoÄŸullarından baÅŸka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diÄŸeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve PadiÅŸah’ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliÄŸin kaynağını ve kullanılış biçimini deÄŸiÅŸtirememiÅŸti. EgemenliÄŸin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçiÅŸin bir sonucu olarak PadiÅŸah’tan ulusa geçiÅŸi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi’nde ortaya konmuÅŸ ve 23 Nisan 1920′de B.M.M.’nde somutlaÅŸmıştı. TeÅŸkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuÅŸtu.
KurtuluÅŸ Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliÄŸini de açık bir biçimde ortaya koyduÄŸu için PadiÅŸah daha başından beri milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmiÅŸti. M. Kemal PaÅŸa PadiÅŸah’ın ihanetini bildiÄŸi halde, henüz zamanı olmadığı için PadiÅŸah’ı hedef almadı. Genç subaylık yıllarından beri inandığı ve Erzurum’da Mazhar Müfit’e not ettirdiÄŸi “Cumhuriyet” inancını “Ulusal bir sır” olarak sakladı. KurtuluÅŸ Savaşı içinde “Cumhuriyetçi” bir düşünceyi ortaya atmak, iç parçalanmaya yol açacağı için bu yola gitmedi. Hatta Sivas Kongresi sırasında “Cumhuriyet” ilan edelim önerilerini red etmiÅŸti. Fakat KurtuluÅŸ Savaşı’nın BaÅŸkomutanı, Türk Ulusu’nun kurtarıcısı M. Kemal, Türkiye’nin siyasal yapısını deÄŸiÅŸtirmenin ilk adımını Saltanat’ın kaldırılmasını saÄŸlamakla attı. Saltanat’ın kaldırılışına en yakın arkadaÅŸları bile karşı çıkmışlardı. Meclis’te tutucu kanat direndiyse de, M. Kemal PaÅŸa’nın kararlı ve sert tutumu sonucu Saltanat’ın kaldırılışı saÄŸlandı. Fakat onun bu sert tutumu endiÅŸe doÄŸurdu. Bunun bir baÅŸlangıç olduÄŸunu görenler çeÅŸitli yöntemlerle M. Kemal PaÅŸa’yı engellemeye çalıştılar.
2 Aralık 1922′de Meclis’e muhalif grup tarafından bir öneri verildi. “İntihab-ı Mebusan Kanunu”nda deÄŸiÅŸiklik yapılmasını isteyen önergede “Büyük Millet Meclisi’ne üye seçilmek için Türkiye’nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak ve seçim çevresine yeni gelenlerin ise en az beÅŸ yıl oturmuÅŸ olmaları” gerektiÄŸi kanun hükmü haline getirilmek isteniyordu. M. Kemal PaÅŸa’yı milletvekili seçilmekten yoksun bırakmak isteyen bu önerge üzerine söz alan M. Kemal PaÅŸa, doÄŸum yerinin Türkiye’nin sınırları dışında kaldığını ve bir yerde beÅŸ yıl oturmadığını belirttikten sonra, düşmanlara karşı savaÅŸtığını, vatanı kurtarmak için hiç bir yerde beÅŸ yıl oturamadığını hatırlatıp, ulusun sevgisisi kazanmış bir insan olmasına raÄŸmen kendisini yurttaÅŸlık haklarından yoksun bırakmak isteyen bu kimselerin bu yetkiyi kimden aldıklarını sordu. Önerge red edildi.
Cumhuriyet’e doÄŸru gidiÅŸ bu kararlı sözlerle açıkça görülüyordu. M. Kemal PaÅŸa, 8 Nisan 1923′de dokuz ilkede görüşlerini toplatarak, programını belirlerken, siyasi biçimlenmeyi de hazırladı.
SavaÅŸ zamanının T.B.M.M.’nin görevi son bulmuÅŸtu. Bu sebeple Meclis kendini dağıtıp, seçime gitme kararı aldı. M. Kemal, dağılmadan önce Meclisten 15 Nisan’da, Saltanatı geri getirmeye çalışanları vatan haini kabul eden bir kanun deÄŸiÅŸikliÄŸi ile “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”na, ileride gerekirse yine İstiklal Mahkemeleri kurma fırsatını veren bir ek getirdi.
Yeni kurulacak Meclis’te kuvvetli bir kadro oluÅŸturmayı ve böylece Cumhuriyet’i ilan etmeyi düşünen M. Kemal’in bu çalışmaları yakın arkadaÅŸlarının kendisinden uzaklaÅŸmasını hızlandırdı. Rauf Bey ve arkadaÅŸları, M. Kemal’in partiler üstü kalmasını, politikaya karışmamasını, önererek, O’nu pasif duruma getirmek istiyorlardı. Rauf Bey’in İsmet PaÅŸa ile aralarının açılması da bu ayrılığın baÅŸka bir yönü idi. Lozan’dan dönen İsmet PaÅŸa’yı karşılamak istemeyen Rauf Bey BaÅŸbakanlık’tan bile istifa etti.
İkinci Meclis, toplandıktan sonra Lozan’ı onayladı. Artık sorun Türkiye’nin rejiminin belirlenmesiydi. M. Kemal 22 Eylül 1923′de “Neue Treie Presse” adlı bir Viyana gazetesi muhabiriyle yaptığı görüşmede, 23 Nisan 1920′de kurulan sistemin Cumhuriyet olduÄŸunu fakat adının açıklanamadığını belirtip, yapılacak iÅŸin yalnızca isim koymak olduÄŸunu söyledi.
İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 AÄŸustos 1923′te ilk toplantısını yaptı. 13 Ekim 1923′te Ankara baÅŸkent ilan edildi. Atatürk; egemenliÄŸin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya baÅŸladı. 28 Ekim 1923 akÅŸamı yakın arkadaÅŸlarını Çankaya’da yemeÄŸe çağırdı. Onlara, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceÄŸiz.” dedi.
29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdi. Meclis önergeyi kabul etti.
Böylece, Türkiye devletinin yönetimi biçimi “Cumhuriyet” olarak, adı “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlendi. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, ilk “CumhurbaÅŸkanı” oldu. Cumhuriyetin ilanı, yurtta sevinç ve coÅŸku ile karşılandı.
Cumhuriyette Atatürk’ün de söylediÄŸi üzere, “Egemenlik kayıtsız ÅŸartsız milletindir.” Millet, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Millet, seçimle yöneticileri seçebilir.
Yorum Yap